(Polatlı) Düzlüklere yayıldım. Uzun uzun baktım. Buranın şakası yok. Ne görüyorsan o. Hep sorular geldi, geçti. Cevaplayamadan kayboldular. Sonunda sadece "bakmak" ve "olmak" kaldı. Sadece "varoluş" kaldı. Tüm isimler silindi. Sadece hisler vardı.
Bir zamanlar Anadolu'daydım. Herhangi bir tarihin herhangi bir kesitinde... Soğuk hep aynı soğuktu, parmakları kestiğinde...
Bu dinlediğin, içimdeki bozkırın uğultusu. Bu duydukların, içimdeki rüzgarın ıslıkları.
Aramızdaki geniş düzlükler dolmaz. Belki böyle daha iyi....
O lanet olası rüya gerçeğime taştı. Sanki bir yaşantının anısına dönüştü. Eğer sabah hatırlayıp didiklemeseydim, bende bu kadar yer etmeyecek ve günümü berbat etmeyecekti. Acaba son günlerin hangi ayrıntılarının manyakça bir araya gelmesiyle oluşmuştu o rüya?
Beyaz fayans kaplı bir odadaydık. Annesi ilk bebeğimizi kucağıma veriyordu. Ben bu aşamaya nasıl geldiğimizi anlamaya çalışırken, bebekle göz göze geliyordum. Sağlıklı ve huzurlu görünen bebeğin sarı gözleri vardı ama bu beni şaşırtmıyordu, aslında hala şaşırtmıyor. Bu kadar huzurlu ve "bilge" bir bebeğin gözlerinin sarı olması normal. Yanağından öpüyordum. Çok sakin ve mutluydu. Aklımda kalan diğer kareler rüyalara özgü o değişken zaman ve mekanlarda kaotik bir şekilde ilerliyor. Bir ara yine bir bebek görüyorum aynı odanın içinde. Bu da benim bebeğim mi, bu kadar kısa süre sonra ikinci bebeğin kucağıma nasıl geldiğini düşünürken, onun bir fili andıran suratı beni dehşete düşürüyor. Bundan sonra müthiş bir tiksinti ve ağırlık çöküyor üstüme. O an tüm hayatımın mahvolduğunu düşünüyorum. Artık sarı gözlü bebek yok. Mekan daha karanlık, kasvetli. Ne zaman evlendiğimi bile hatırlamıyorum. Sonra bebek ortadan kayboluyor. Annesi geliyor, gidiyor. Mekanlar ve ışıklar değişiyor. Zaman kavramı yok, sanki her şey aynı anda yaşanıyor. Bütün zamanlar paralel ve hepsi bir zaman çamuru oluşturuyor, ama hep bir köpek var; odaların köşelerinde, asansörlerde, kapımızın önünde, sokakta peşimizde. Bu iri Rottweiler, bu it, belli ki bizden nefret ediyor. Bu köpek bizim mutluluğumuzu istemeyen tüm belaların vücut bulmuş hali. Hayatımda hiç bir hayvandan bu kadar nefret etmediğimi anlıyorum. Güçlü ve vahşi olmasına aldırmadan sürekli onu kovmaya, yok etmeye çalışıyorum. Bu yapışkanlık hissinden kurtulamıyorum. Onu parçalamak istiyorum çünkü aynı nefreti onun da bana karşı taşıdığını biliyorum ve o benimle oynuyor. Sebebini bilmediğim bu düşmanlıkla boğuşurken etraftan yardım istediğimi ve yalnız bırakıldığımı da farkediyorum. Eşimin de artık yanımda olmadığını ve benimle birlikte savaşmadığını farkediyorum. Günler geçiyor, o sabah gidiyor, akşam geliyor. Duygusal olarak benden iyice kopmuş ve kendi aleminde mutlu bir şekilde yaşıyor gibi görünüyor. Ona her gün nereye gittiğini sorduğumda "tedavi ve eğitim" diyor. Ne için? Kadın sağlığı ve cinsellik üzerine olduğunu söylüyor. Yeni doğum yaptığını hatırlıyorum. Normal geliyor. Ama cinsellik eğitimi de ne? Ben bu gerçek üstü saçmalıkları anlamaya çalışırken bir süre, belki günler sonra, ikimizi de saran bir his ile onun beni aldattığını anlıyorum ve o da bunu onaylıyor. Sanki durumu bu kadar geç kavrayışımla dalga geçer gibi. Onu cezalandırmak istiyorum, fiziksel olarak deniyorum da, ama sonra boşuna olduğunu anlıyorum, zaten o da herşeye karşı tamamen tepkisiz. Artık ortada ev yok, köpek yok, eşim yok, bebek yok. Sadece yıkılmışlık var...
Uyanmaya çalışırken mutsuzluğumun bunu geciktirdiğini hatırlıyorum, ama işe gitmem gerek. Bir çabayla kalkıyorum yataktan. Rüya aklımda yok artık, ta ki işe gitmek için otobüse binene kadar. Üstümdeki ağırlığın sadece kasvetli havadan ve yol çalışmasının yarattığı trafikten olamayacağını düşünürken birden rüya yine vuruyor beni. Bu kaçamak yaşantının anısı üzerime çöküyor. Yoksa gerçekten bunların bir kısmı bu zaman çamurunun bir yerinde yaşanmış mıydı diye düşünüyorum. Aklımda Phaedrus'un yolculuğu, Nitelik Metafiziği ve dinamik nitelik...Belki de benim yolculuğum yeni başlıyor...
On Your Horizon konserinden dönerken metroda yapmıştım. Ne düşünüyordum hatırlamıyorum ama bu karanlık günlere uydu. Burası, Anadolu ve dolu ana acı çekiyor.
Artık o adama "Sayın" diyebiliyorlar. Halbuki biz onu "cani" olarak tanımıştık ilkokuldan beri. Kene artık daha ağır..Komşular memnun.. Bir ülkeyi kontrol altında tutmanın daha kolay bir yolu olamaz. Hele başında dünya liderliği düşü gören biri varsa..
Bütün bunlar bir yana,
bir gün sana aslında Kürt bir annenin çocuğu olduğunu söyleseler ne yapardın? ya da tam tersi, Türk bir annenin çocuğu olduğunu söyleseler ne yapardın?
İnsan olmaktan başka tutunacak bir şey kalır mıydı?
ama zengin ve güçlü olmak, insan olmaktan daha önemli di mi? herşey zenginliklerin paylaşılmasıyla ilgili..
Werther bir gün Mecidiyeköy metro istasyonunda defterine kapanmış vaziyette otururken, bir varlık kendinden emin adımlarla önünden geçti. Gözünü ondan ayıramadı Werther ama kafası yeterince karışıktı zaten. Werther bu duyguyu iyi biliyordu. Herşeyi sorgulamasına yol açan bu duygu onu heyecanlandıracak ve eninde sonunda mutsuz edecekti. Werther böyle giderse eninde sonunda yalnız kalırdı. Ona inananların sonunun intihar olduğunu görünce iyice pişman olmuştu zaten. Werther artık akıllı davranmalı ve herşeyi yoluna koymalıydı. Werther artık genç değildi. Onun mutlak bir huzura ihtiyacı vardı. Bu yüzden Werther, kafasını karıştıran bir şey olursa onu resmini yapıyordu. Onu karşısına alıyor, bir sayfaya hapsediyordu. O sayfaya hapsettiği hiçbir şey bir daha canlanamazdı. Eskiden, kaydederken yaşattığını sanırdı. Oysa bunu hep öldürmek için yapmıştı. Werther pişmanlıktan nefret ederdi. Pişmanlık dünyadaki en ağır cezaydı. Cehennem pişmanlığın ta kendisiydi. Werther pişman olmak istemezdi. O yüzden resim yapardı. Bir şeyi sayfaya çizerek öldürür, sonra onu izlerdi, müzik dinler gibi. Onlar sadece donuk çizgilerdi artık. Werther'in acıları ölürdü, çizdikçe. Başkalarında yeniden doğarken bu acılar, onda yok olurdu, hafiflerdi. Sanat kimseyi rahatlatmazdı, yaparken yapanı rahatlattığı kadar. Sanat temizlenmek içindi. Sonra birileri bu boku orasına burasına sürer, evirip çevirirdi. Werther bunları düşünürken sevgilisi gelmişti. Werther defterini kapadı. Gelen ilk metroya bindiler ve gittiler. Werther yemin ederim ki huzurluydu.